Reklam verin!

ATATÜRK VE TRAVMA YAŞAYANLAR

ATATÜRK                                                                         ATATÜRK KİMLERDE TRAVMAYA SEBEP OLDU KİMLERİ ANIRTTI

Batı'nın Türk'le meselesi dördüncü yüzyıl Kavimler Göçü ile başlar, 1071'de Müslüman Türk travmasına dönüşür.

1400 yıl Batı kaçtı Türk kovaladı… Bu durum Batı'da ana rahmindeki çocuğun ruhunu bile etkiledi… Sonra 1666 Sabatay Sevi'nin kendini Yahudi Mesih'i ilan etmesi 33 yıl sonra 1699'da Karlofça ile başlayan ricatımız, 1838 Balta Limanı Serbest Ticaret Antlaşması ile iktisadi teslimiyetin ve 1839, 1856, 1908 ve nihayet batışımız…

19 Mayıs 1919'da Samsun'dan doğan Türk milletinin güneşi Mustafa Kemal Atatürk.Tarihten silindi denen Türk milletinin Atatürk liderliğinde yeniden doğuşu.

O lider ki İngilizleri, Fransızları, Yunanlıları, İtalyanları ve bunların dahildeki işbirlikçisi Damat Feritleri, Ali Kemallari, Şeyhülislam Mustafa Sabrileri, Şeyh Sait ve türevlerini hem anırttı hem de unutamayacakları bir travma yaşamalarına sebep oldu.

" Anıran eşeği kurt önce yer."

Dengir Mir Mehmet Fırat Amerikan Yahudi sermayesinin en itibarlı gazetesi New York Times'a "Atatürk'ün yaptıkları Türk toplumuna travma yaşatmıştır vs" diyor. Sonra da "tercüme hatası", "yanlış anlaşıldım" diyerek kıvırtıyor. Hani bir sözümüz, türkümüz vardır ya:

"Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar" …

Bay Dengir'in durumu bana bu sözü hatırlattı.

Şimdii… birilerinin travma geçirmeye hala devam ettiği kesin. Ama travma geçirenler ahlaki şuurda sevgili İslam Peygamberi Muhammed Mustafa'nın, milli şuurda Mustafa Kemal'in yolunda olan Türkler değil.

Bay Dengir "Meclisin ortasında anırırım" diyor. (Vatan, 25 Haziran 2008). MHP Genel Sekreter Yardımcısı Recai Yıldırım "Evet tamamını okuduk Fırat anırabilir. Anırmasında hiçbir sakınca yok. Ama en güzel gözlü hayvanlardan biri olan eşeğe haksızlık oluyor" şeklinde konuştu. (Hürriyet, 25 Haziran 2008).

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Başbakan Erdoğan ve milletimizden geçinen sosyal kenelerin yol açtığı adaletsiz yapı içinde, işsizin, mağdurun sesi ne hazindir ki duyulmuyor" diye konuştuğu "sosyal keneler" bile mevcudiyetlerini Atatürk'e borçlu iken… Siz en iyisi mi Leman Dergisi'nin 6 Temmuz 2006 tarihli kapağında yer alan "Reco Kongo Kenesi Türkiye'nin anasını ağlatıyor" karikatür ve yazısına bakınız.

Nasrettin Hoca'nın dediği gibi: "Şu kepçeyi verin de biraz da biz travma geçirelim" diyor Türk milleti.

Hasılı Fırat'ın sözlerinin utanç verici olduğunu söyleyen Bahçeli "Cumhuriyetle kavgalı geçmişinin hıncını bu hezeyanlarla dışa vurmuştur" dedikten sonra "ümmetten millete geçiş süreci travma olmaz" diye sözlerini sürdürüyor. (Vatan, 25 Haziran 2008).

Sevgili Enis Berberoğlu'nun yazdığı gibi "asıl travma AKP'de". (Hürriyet, 24 Haziran 2008).

Bu ülkede, rahmetli Atatürk'ün kurduğu Türkiye'de, demokrasi olmasa R.T. Erdoğan, Bay Dengir ve benzerleri bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilirler miydi?

Bay Dengir'in New York Times üzerinden devirdiği ilk çam değil bu. 30 Ocak 2008 tarihli New York Times'ta Sabrina Tavernise imzalı bir haberde Fırat'tan şöyle bir alıntı vardı: "Türkiye'de vatandaş çevresine zarar verebilecek küçük bir çocuk olarak algılanır. Devlet bu çocuğun etrafına, onun verebileceği zararı önlemek için bir çit örer".

Kanada vatandaşı bir hanımefendi çıkıyor "Ben Atatürk'ü sevmiyorum, Humeyni'yi seviyorum, İngiliz mandası olsa daha rahat dinimi yaşardım" diyor, ama İran yerine Kanada'ya kapağı atıyor…

Bay Dengir Amerikan gazetesine şakıyor. Bu örnekleri çoğalt’mak mümkün. Fakat biz Robert Graves - Claudius'un aşağıdaki sözünü sizlerin bilgisine sunarak hadisenin bir başka vechesine geçelim: "Those whom the gods wish to destroy, they first make mad"

(Tanrılar mahvetmek istediklerini önce delirtirler.)

Evet, taa 1838'ten beri, Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiye'sine Batı'nın bu ülke içinde "devremülk" beyinleri var. Dün nasılsa bugün de Brüksel ve Washington'dan şefaat isteyenler, Said Molla - Rahip Frew birlikteliğini kıskandıranlar basında, siyasette, ticarette, sanayide ortalıkta sarmaş dolaş.

Yeni Şafak yazarı Prof. Hüseyin Hatemi 23 Haziran 2008 akşamı TRT 1'de yayınlanan "Enine - Boyuna" isimli programda, Anayasa Mahkemesi'nin "ABD'nin emrinde olduğunu" ima etti. İnsaf, bu durumda BOP'ta eşbaşkan olan R.T. Erdoğan ne oluyor?

Bu arada sizlere üzücü (!) bir haber vereyim. Eğer Anayasa Mahkemesi AKP'yi kapatırsa, Sabatayist - muhafazakâr i-ne modacı Cemil İpekçi "Hindistan'a giderim" diye tehdit ediyor. (Vatan, 25 Haziran 2008).

İstiklal Marşı'mızın büyük şairi Mehmet Akif Ersoy bir arkadaşına yazdığı mektupta aynen şunları yazıyor:

"Mısır'da on bir yıl kaldım. Fakat on bir saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana halisane bir fikrimi söyleyeyim mi; insanlık da Türkiye'de, milliyetçilik de Türkiye'de, Müslümanlık da Türkiye'de, hürriyetçilik de Türkiye'de. Eğer varsa, Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemal'e versin".

Büyük şair Yahya Kemal Cumhuriyet'in ilk kuruluş yıllarında yazdığı "Milli Fikirler" adlı makalesinde bakınız ne diyor:

"… Binnetice gördük ki, Tanzimat perest siyasilerin harpten evvel zannettiği gibi, siyaseti hariciye noktai nazarından bir millet olmak değil, OLMAMAK tehlikeliymiş, eğer harpten evvel ve sonra bizim tebai Osmaniyye diye bir kapukulun değil, bir Türk milleti olduğumuz bütün medeniyet âleminde bilinmiş olsaydı, İzmir ve Trakya'ya Yunanistan el süremezdi".

Bay Dengir Türkiye'nin şu günlerde yaşadığı gerginliği New York Times'a "kökü 1920'lere giden bir kan davası" olarak nitelediğine göre, biz de o tarihlere gidelim.

Fırat rahmetli Atatürk'ü "din kurumlarını ortadan kaldırmakla" suçluyor.

Bay Dengir Fırat'ın "din kurumlarından" kastettiği Atatürk'ün kapattığı tekke ve zaviyeler.

Bunun cevabını Bay Dengir ve siyasal İslamcıların (Siyasal İslam Kuran'daki İslam olmayıp çarpık bir ideolojidir.) pek çok hazzettikleri bir zattan alalım.

Milli mücadelenin ve Atatürk'ün amansız düşmanı, Türk vatanını işgal eden Batılı emperyal güçlere karşı direnişi teşkilatlandıran Kuvayi Milliyecilerin öldürülmelerinin sadece caiz olmakla kalmayıp bunun her Müslüman için dini bir görev olduğunu, Kuvayi Milliyecilerle savaşırken ölenlerin şehit, kalanların gazi sayılacağı yönündeki fetvayı kaleme alan Osmanlı'nın son Mason Şeyhülislamlarından, 150'lilikler içinde yer alan, Yunanistan'a kaçtıktan sonra orada oğlu ile "Yarın" isimli çıkardığı dergide Türkçe'yi, Türkleri aşağılayan Mustafa Sabri Efendi "Tuhfetür Reddiye, Ala Mezhebi Saiydil Kürdiye" adlı eserinde aynen şunları yazıyor:

"Tasavvuf ve tarikat adı altındaki manzumelerle İslam'ın duvarlarında açılan gediklerden içeriye kıyafet değiştirmiş Mecusi rahibi, Yahudi hahamı ve Katolik papazı giriyor. Lüzumsuz tarikat münakaşaları birçok insanın ömrünü tüketti. Neticede Müslümanlar zillete düşüp kahroldular".

İşte Şeyhülislam Mustafa Sabri Efenedi'nin böyle değerlendirdiği tarikat ve tekkeleri Mustafa Kemal Atatürk kapatmıştır.

Bay Dengir "camiler Diyanet'e bağlandı" diye de aklı sıra Atatürk'ü tenkit ediyor. Atatürk Diyanet İşleri Başkanlığı'nı ve Genel Kurmay Başkanlığı'nı aynı gün kurmuştur. Bugün Putin Rus Ortodoks Kilisesi'ni Atatürk'ün Diyanet modeli ile Fener Rum Patrikhanesi ve ABD tasalludundan kurtarmaya çalışıyor. O Atatürk 1924'te Bursa Amerikan Kız Koleji'nde üç Türk kızı Hıristiyanlaştırıldığı için o okulu bir daha açılmamak üzere kapatıyor. Bay Dengir'in AKP'si Van'da Ermeni Kilise'si restore ediyor, Buca'da törenle kilise açıyor… İyi ki camilerimiz Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı. Alimallah ajan, Hizbullah ve PKK'nın kurtarılmış bölgeleri haline gelirdi.

Türkiye teferruata boğulan kitleler yığınının ülkesi haline getirildi. Osmanlı - Cumhuriyet, Laiklik - Antilaiklik, Demokrasi - Darbe, AKP - Diğer partiler… Bunların hepsi teferruattır artık.

Dün önümüze Wilson Prensipleri'ni Sevr'i koyan Haçlılar, bugün IMF, "Dinlerarası Diyalog", "Ilımlı İslam", "46 Etnik Grup", PKK, Hizbullah üzerinden AB ve BOP'u koyuyorlar.

Dün de İngiliz ve Amerikan mandası isteyenler vardı, bugün de… Atilla İlhan'ın "bu ülkede yüzde 10 hain kontenjanı var" sözünü hatırlayalım.

Türkiye 10 Kasım 1938'den beri asla milli olmayan yönetici unsurların elinde, merkeze çöreklenmiş gayrimilli "Erguvaniler" ve "Boğaz'daki Aşiret" dediğimiz seçkinci elitlerin suni olarak oluşturduğu manipülasyonlar ile teferruatlarla birbirini boğazlayanlar ülkesi haline getirildi.

Esas mesele Batı'nın rekonkista veya Şark politikası gereği Lozan'ın rövanşını almadır. Bunun için iç ve dış odaklı kolektif bir organizasyon Türkiye'yi etnik ve tarikat - cemaat tabanlı bir kavganın içine doğru sürüklüyor.

ABD'de yayımlanan International Herald Tribune gazetesinde yayınlanan bir yorumda, Türkiye'de "gururlu laikler" ile "dindar Müslümanlar" arasında bir mücadele yaşandığını belirtiyor.

New York Times'ın yazarlarından Yahudi asıllı Roger Cohen ise 23 Haziran 2008 tarihli köşe yazısında "Türkiye ılımlı İslam için bir laboratuar" diyor.

AKP'li Fırat'ın Atatürk devrimlerini "travma" diye nitelemesi, Türkiye'de yıllarca CIA ajanı olarak görev yapan Graham Fuller'in kitaplarında yazdıkları ile Ermeni tarihçi Sevan Nişanyan'ın kitaplarında iddia ettiği hezeyanlarla birebir örtüşüyor. Kim kimin yolunda?

Pek çoğumuzun Neyzen Tevfik'e ait olduğunu sandığımız ama Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlerinden Mutlu Çelik'in 1994 yılında yayınladığı "Yalnızlık Pusuda Bekler" adlı kitabında yer alan aşağıdaki iki dörtlük her şeyi ne güzel anlatıyor:

Esir iken mümkün müdür ibadet?

Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et

Senin gibi dürzülerin yüzünden

Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma!

Atatürk'e dil uzatma sebepsiz

Sen anandan yine çıkardın ama

Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.

Çare yeni bir Kuvayi Milliye ruhunda. Çare "Amasya" da, "Erzurum"da, "Sivas"ta… Çare dün olduğu gibi "Ya istiklal, ya ölüm!" de.

Asıl gündemi idrak etmemiz dilek ve duasıyla…

"Ne Mutlu Türküm Diyene!" 



Şərh yazın

  • shocked
  • smile
  • evil
  • grin
  • question
  • lol
  • rolleyes
  • mad
  • wink
  • razz
  • confused
  • redface
  • cool
  • suprised
  • cry
  • sad

captcha